Üstad Bekir Tuncer Salihoğlu ile kitaplarından açılmış bir sohbet…

İbrahim Ethem Gören | İttifak Gazetesi | 03 Ağustos 2024

1- Bekir Bey sizi tanıyabilir miyiz?

Konya Ereğli Kutören kasabasında doğdum. İlkokulu Ereğli’de okudum. 1970-1977’de Bolvadin İmam Hatip Lisesi’ni bitirdim. Lise sıralarında, 1976’da “Bolvadin Hakikat” gazetesinde “Tokmak” köşesini Salihoğlu imzasıyla yazdım. Kadir Çalışkan’ın yazıp yönettiği, Hz. İbrahim piyesinde Hz. İsmail’i oynadım. Gençlik Buhranı makale yarışmalarında Konya’da ikinciliğim, Hicret Dergisi makale yarışmasında mahlas ile Türkiye çapında 6’ıncılığım vardır. Sonradan fakülte ismini alan Yüksek İslam Enstitüsü’nden mezun oldum. Okulumun “Kültür Edebiyat Kolu Başkanlığını yürüttüm. Eş zamanlı olarak MTTB’de Tiyatro Müdürlüğü vazifesini; İslâmî Değerleri Tanıtma Derneği’nde İkinci Başkanlık görevini deruhte ettim. 1981’de Konya İlahiyat Fakültesi’ni bitirdim. 1982-1988 tarihleri arasına Bayrampaşa İnönü Endüstri Meslek Lisesi’nde öğretmenlik yaptım. 1989 yılında başladığım serbest ticaret hayatım devam etmektedir.

2- Köyünüzden ve çocukluğunuzdan bahsedebilir misiniz?

Köyümüz Kutören Konya Ereğli’ye 45 kilometre uzaklıkta, Karacadağ bölgesinde. Yerleşmiş âdet, örf, dil ve terimler ile özdeyişlerimizden ve dahi ev yapılarından Türkmen keyfiyetini rahatlıkla görebiliyoruz. Günyüzü görmemiş terim ve atasözlerimiz var. Köyde doğdum ama uzun süre orada kalmadık. Yerinde duramaz, zapt edilemez, haylaz bir çocukluk yaşadım. Babam manifaturacıydı. Eski deveci esnafındandı. Yarım asır öncesine dönüp bakıyorum da bugün başıma gelenlerin çocukluğumda aldığım beddualar mıydı acaba diye kendimi hesaba çekiyorum. İnsanın arkadaşı olmalı, bir cümlesi bir hayat değiştirebilmeli.

3- Köylülerinizin meşrep ve meslekleri nasıldı?

Tamircilik ve sanatkârlıkta bölgede nam salmışlardır. Ticaretine su karışmamıştır henüz. Milyon verseniz kötü mala iyi demezler. Köy meydanında araba tamircisi, bakkal, manav, kahvehane vardır. Halı, kilim, savan, sergi, çadır, yastık, seccade dokumaları ile ev halkı tezgâh başında kendi kendilerini eğitmektedir. Köy odası vardır; akşamları ihtiyar meclisi toplanır. Gençler ve çocuklar onların anlattıklarından ders ve bilgi kapabilmek için ağızları açık pürdikkat dinlerler.

4- Kur’an Kursu ve eğitim hayatınız nasıl başladı?

Babamın “ne yapacağız bu çocuğu?” diye saç baş yolduğu bir zamanda bir esnaf arkadaşı “Yatılı Kur’an Kursuna ver; kurtul” demiş. Yatılı Kur’an Kursunda altı ay kadar okudum. Eve izinli geldikçe camide Kur’an okudum, müezzinlik yaptım. Bu sefer mahalleli gizli gizli gözlerini silermiş. Babam sonradan anlatıyor, çok endişeliydi. Bu çocuk bir düzine çocuğa bedeldi!

5- Akranlarınızla aranız nasıldı?

Yüzümü ocak karasına boyar, hortlak gelmiş gibi arkadaşlarımı korkuturdum. Haylazlığım hırsızlık yönünden değildi; nene ve çocuklarlaydı. İlkokulda başladım simit satmaya. Mahalleye simitle kahvaltı yaptırmak benim görevimdi. Sonra boya sandığı ile boyacılık, koltuk altında gazete satıcılığı, üç tekerli araba ile sebze satmak… Bunları yapmasam beni evde uslu uslu tutamazlardı zaten.

6- Lise yılları ve yazarlığa ilk adım…

Haritadan en uzağını seçtim macera olsun diye. Orta bölümde Türkçe öğretmenimizin bir ödeviyle yazarlığım başladı. “İleride bu arkadaşınızın kitaplarını vitrinlerde görürseniz şaşırmayın” demişti. Lise birinci sınıfta Bolvadin Hakikat Gazetesi’nde ilk hikâyem yayınlandı. “Peygamberimizin Hayatı” kitabını yazmaya başladım ama Efendimiz’in doğum tarihinin (570 mi 571 mi) içinden çıkamayınca öylece kaldı. Kendi üslubumun oturmasını bekledim yıllarca.

7- Eğitim hayatınızda hangi mülahazalarla tercihler yaptınız ve Konya yılları…

Yol gösteren olmadı, el yordamı ile büyüdük. Yüksek İslâm Enstitüsü’nü tercih ettim. Konya’da “Oku” mecmuası ve “Vahdet” duvar gazetesiyle uğraştım. “Konya’da Yarın” gazetesinde Kültür-Sanat-Edebiyat sayfası hazırladım. MTTB’de voleybol takımına girdim, tiyatro kolu başkanı oldum. “Buhran” adlı oyunum sahnelendi ve büyük ses getirdi. Diyanet Dergisine yazdığım yazılar hutbe olarak camilerde okundu.

8- Çakı Çakmak Ayna Tarak ile devam edelim…

İlk göz ağrım. Hangi yazara vermişsem elinde kaldı. Hakkında takdir dolu bir şeyler yazdılar. Çakı Çakmak Ayna Tarak ile yakaladığım ivmenin tesadüfi olmadığının kanıtı oldu.

9- Bizim Kral, bugünün ve yarının okuyucularına neler anlatıyor?

Devamının geleceğinin habercisi oldu. Aynı sevgiyi bu eser de gördü. Şükür… Hikâye benim rayım! Ona kendimi hazırladım.

10- “İkindi Çayı”, ‘beş çayı’na nazire mi?

Beş Çayı’nda okunan bir eser. İsmini Mehmet Cemal Çiftçigüzeli koydu. “Otobüste, trende, tatilde senin kitabı okuyoruz” diyenler hayli fazlaydı. İkindi Çayı kısa kısa hikâyelerden oluşuyor. Tiryakisi olan arkadaşlarım devamını istiyorlar.

11- Okuyucularımıza “Beyaz Gelincik”in hikâyesini ustasının lisanından nasıl aktarırsınız?

Kitap kapağı kitabın kaderini belirlermiş. Beyaz Gelincik’in ilk baskısı için iyi bir kapak hazırlayamadım. Aslında At ve Genç kız… Ressamın çizdiği iyi bir tabloydu. Ceviz gibi; dışı tahta, içi vitamin. Yeni baskıda kapak değişikliğine gittim.

12- Yara’da bu toprakların hangi yaralarına derman olmanın gayreti içinde bulundunuz?

Yara’da biraz hayatımdan, çocukluğumdan izler var. Bir de okuduğum köy romanları ve hikâyeler… Yara’daki “Tilki Yaktı” tam bir köy hikâyesi. Hakiki köy hayatını anlatmaya çalıştım.

13- Şimdi zamanda yazı masanızın üzerinde neler var?

Belki 6’ıncı kitap oluşmuştur. Yazmadığım zaman kendimi okula gitmemiş, derse geç kalmış gibi hissediyorum. Yarım yarım, kenarları ısırılmış dört beş hikâye masamda sıra bekliyor. Kafamda değirmen taşı gibi döndürüp durduklarım hariç tabii ki…

14- Okuyucularınızı hikâyeler özelinde hakikatin tam orta yerine götürüp derin bir tefekküre sevk ederken cemiyetimiz için neler yaptınız?

Eskader, Telif Hakları Derneği, Türkiye Yazarlar Birliği gibi kuruluşlarda bir er olarak üzerime düşeni yapmaya çalışıyorum. Dalgaların kıyıya savurduğu bir balığı suya atmam kârdır. Cürmüm kadar yer tutarım, yer yakarım.

15- Günümüz kalem erbâbının çözülmesi gereken meseleleri nelerdir?

Belki sadece Türkiye’mize has bir durum kalem erbabının kalemden para kazanamaması. “Yazdıklarımın ücretini almayacağım ve kitaptan kazandıklarımı öğrencilere aktaracağım” diye söz verdim ve tuttum. Yazar arkadaşlarımız da kitap ve yazıdan kazanılmayacağını bilerek yazmalılar.

16- Nezdinizde mezkûr meselelere yönelik ne türden çözüm önerileri var?

Meselelerden uzak duruyorum mümkün mertebe… Günlük ve geçici meselelere dalınca asıl meseleden kopuyorsunuz. Yani hikâyeden… Kopmamam gerek teneşir tahtası ve musalla taşına kadar.

17- Hasbihalimize zatıâlinizin ilave etmek istediği hususlar nelerdir?

Allah her nefse kaldıramayacağından fazlasını yüklemez. Dertliyim, sabırlıyım. Beni kalemle barıştıran dertlerdir. Hesabı, hesaplaşmayı sonraya bıraktım. O biliyor!

18- Son olarak okuyucularımıza nasıl bir mesaj iletmek istersiniz?

Okusunlar, okuduklarını da takdir ve teşvik etsinler. Hazinenin üzerinde oturuyoruz. Bu hazineler gün yüzüne çıkmalı. Artık onlar Türkiye’de kim ne yazmış diye beklemeli. İlginiz için teşekkür ediyorum.

**BİTTİ**

Kaynak: İttifak Gazetesi

Share this post:

← Diğer Basın Yazıları