Her insanın bir öyküsü vardır anlatmağa değer… Halkın gerçeklerini, insanların dertlerini, sevinçlerini,
çilesini aşkını akıcı şiirsel hikayeler kaleme alan çoktur lâkin bu hayat hikayelerini yazarken,
anlatırken hâsılı sunarken hissettiren Bekir Bey kadar az öykücü vardır günümüzde.
Bekir Tuncer Salihoğlu Hocam kalbiyle yazar, gönül hanesinden seçer sözcükleri. Misal, “Çakı
Çakmak Ayna Tarak” eserinde sıradan ele alır bilir ki sıradan olan Sade olan yaşamın ta kendisidir.
Kendisi edebi tertip ve meclislerde az konuşur, öne çıkmak gibi derdi yoktur. Ârif kalbi, az konuşup çok şey
anlatması, mertliği, nezaketi, cömertliği, hoşgörüsü, koca gönlü ile gönüllere yar etmiş bir adamadır.
Hani der ya Yaşar Kemal: “O iyi insanlar o güzel atlara binip çekip gittiler.” Bekir Tuncer
Salihoğlu at bulamadığı için zannedersem bu çağda kalan ender iyi insanlardandır.
Bana büyük bir hayat dersi veren kıymetli Salihoğlu’na; “Allah sizi iyi etsin, iyilere denk getirsin, her iki
cihanda iyilerle cem etsin. Rabbim iki cihan saadeti nasip etsin. Kalan ömrünüzün güzelliklerle dolu olması
dileklerimle…
Muhammed Salih Banazlı
22 Haziran 2025
Ben Yazmadım, O Yazdı
İki yaşındaki sütten kesilmiş, annenin sıcak sevimli kucağından inmiş bebek artık etrafı keşfe çıkmıştır
emekleyerek, etrafa tutunarak bazen de yampiri yampiri yürüyerek. Etrafı merak eder, dokunur, kırar,
döker… Neyin iyi neyin kötü olduğunu bilmiyor ki? Merak işte. Bazen de aksilik…
Gözü başka yerdeyken el dokunmuştur bir kavanoz toz şekere, canım halı batmıştır. Su dolu sürahi sehpadan düşmüş,
kırılmış, tuz buz olmuş, kırıkları ağzına götürmeye kalkmış, kaşınan damağına sürtmeye çalışmıştır. Veya sofraya
gelen sıcak tencerenin kulpundan tutmuş oyuncak araba gibi kendine çekmeye çalışırken tencere ters yüz olmuş canım
halının üzerine…
Her ne yapmışsa… Annenin eli havaya kalkmıştır “Tokadı yersin ha…” nın işareti olarak. Anne vurur mu?
Vurmaz elbet. Ama korkutmanın, işlenen fiilin yanlış olduğunun işaretidir o kalkan el.
Cildi süt kokmaktan, muhallebi yumuşaklığından yeni kurtulan bebek kimin kucağına kaçacağını, kimin kollarında
kaybolacağını keşfetmiştir. Anne ile kızın arasında geçen konuşmalarda bebeği savunan, koruyan birinin varlığı
zihnine kazınmıştır.
Anne, tatlı sert kızıyla cedelleşir gün boyu o yaşlarda. Biraz kızar, biraz sever, biraz da bakışlarıyla döver. Bir
bakar ki halı perişan, ortalık toz duman. Şeker, reçel kırılan bardağın parçaları yerde…
—Kim yaptı bunu?
—….
—Çabuk söyle! Kim halıyı bu hale getirdi?
Elini havaya kaldırmış, beş kardeş açık, inmek üzeredir tombul yüzünde şaklamak, iz çıkarmak için. Bebeğin alt
dudağı ters dönmüş, yüzünü eğmiş, gözlerini yere indirmiştir kendisi görülmesin diye. Ama nafile. Karşıdaki
külyutmaz anne. “Çabuk söyle, tokadı yersin böyle”
Artık bir yer yok kaçacak, bir şey yok yapacak… Kalmış nâçar.
—Ben yapmadım! O yaptı!
Babasını gösterir. İşlenmiş suçu, yapılmış hatayı babaya yükler. Çünkü anne, babayı dövemez.
—Ben yapmadım, o yaptı.
Anne döver mi? Asla! Vurur mu? Asla!
—Yavrum!..
demiş kucaklamışsa çığlığı basar, affedildiği için ağlar.
Hata yapmış masum çocuk edasıyla ben de size diyorum ki; “Ben yazmadım, O yazdı” diye M.Salih
Banazlı’yı işaret ediyorum.
***
Muhammed Salih Banazlı – Doktora Öğrencisi, Tiyatro Sanatçısı